Hanefi Bostan'ın Yeni Anayasa Açıklaması
BUGÜN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNDE YAPILAN ve HUKUK FAKÜLTESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN YENİ ANAYASA ÇALIŞTAYINA TÜRKİYE KAMU SEN ADINA SUNULAN BİLDİRİ METNİ ŞÖYLE:
Son yıllarda ülkemizde daha özgürlükçü, daha çağdaş bir Anayasaya konusunda toplumsal bir talep ortaya çıkmıştır. Ancak, Anayasada yapılacak değişikliklerin toplumun bir kesiminin değil tamamının onayı ile katılımcı bir anlayış içinde gerçekleşmesi de bir gerekliliktir. Aksi taktirde yapılacak düzenlemelerin bir Anayasa metninden çok dayatma haline gelme tehlikesi bulunmaktadır.
Daha demokratik, insan haklarını ön plana çıkaran, özgürlükçü, çevreci, milli ve manevi değerlerimizi gözeten ve toplumun tüm kesimlerince kabul gören bir Anayasa hazırlanmalıdır.
Öncelikli olarak, bu gibi açık tartışma ortamlarında anayasa metninin olgunlaştırılması ve hayata geçirilmesi amaç edinilmelidir. Anayasa, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini yansıtmalı, ayrı ayrı tamamının haklarını korumalıdır. Anayasa, memurların, işçilerin, çiftçilerin, tarım kesiminde çalışanların, işsizlerin, sendikaların, sendikasız çalıştırılanların, emeklilerin, dul ve yetimlerin, kadınların, çocukların, engellilerin, öğrencilerin, küçük esnafın, yargının, basın çalışanlarının, gazilerin ve bu ülke için canını vermiş şehit ailelerinin hassasiyetlerini yansıtmalıdır. Bu, siyasi organlara düşen asli bir görev niteliğindedir.
Bu anlayıştan yola çıkarak, hazırlanacak yeni Anayasa ile ilgili hassasiyetlerimizi, taleplerimizi ve olmazsa olmazlarımızı dile getirmek istiyoruz.
KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ
Anayasanın ilk üç maddesi aynen korunmalıdır.
- Türkiye Devletinin üniter yapısı ve milli devlet kimliği bozulmamalı, içi boşaltılmamalı, mahalli idarelere özerklik tanınmamalıdır.
- Millet bütünlüğü bozulmamalı, ırklara, etnisitelere ve mozaiklere bölünmemelidir.
- Anayasa’daki Türk ve Türk Milleti kavramları bir ırkı, bir etnisiteyi, bir mozayiği değil, herkesi kucaklayan, tüm ırk ve etnisiteleri de içine alan, Türk Kültür ve Medeniyet Değerlerini ve Millet Bütünlüğünü temsil eden Türkiye Devletini kuran ve bu devlete aidiyeti ifade eden asli unsurdur.
Bu sebeple Türk Milleti’nin ve Türkiye Devleti’nin Anayasası’ndan bu ifadeler çıkarılamaz.
- Devletin dili, bayrağı, istiklal marşı, başkenti, değiştirilemez.
- Herkes anadilini konuşabilir, öğrenebilir, ancak, anadille Türkçe dışında eğitim talebi kabul edilemez.
Devlet tarafından, Türkçe dışında resmen ikinci bir dil tanımak, Türkiye’de resmen, Devlet eliyle, iki farklı siyasî toplum yaratmak demektir. Dil daima siyasetin taşıcısıdır. Zira farklı dil, farklı siyasi talepler demektir; “Büyük Kitle” ile yolları ayrışan, hatta kesişen, başka ve farklı gelecek tasavvurları olan, geleceğini başka yerlerde görmeye başlayan ve devlet eliyle “etni”den “millet”e dönüştürülecek farklı bir kitlenin siyasi talepleri. Bunun için, farklı bir dilde eğitime meşruiyet tanındıktan sonra bir tek kişinin dahi bu dilden eğitim talebinde bulunmamasının hiçbir kıymeti olmayacaktır ve zaten bu talepleri ileri sürenlerin niyeti de öncelikle eğitim-öğretim değildir: Kürtçe eğitim-öğretim talebi, bir koyundan iki post çıkarır gibi, bir ülkeden iki ülke çıkarmak için ustalıklı bir vasıtadır.
Bir memlekette eğitim-öğretimin dili, daha açık ve anlaşılabilir bir ifadeyle, “resmen tanınmış ve kabul edilmiş eğitim-öğretim dili”, o memleketteki “hükümranlık”ın – yani “egemenlik”in –, yine yani, siyasî otoritenin aidiyetinin, sembolü ve hatta kendisidir. Binaenaleyh, bir memlekette birden fazla dile eğitim-öğretimde resmî nitelik kazandırmak, o memlekette birden fazla siyasi otorite, birden fazla hükümranlık ihdas etmek, hükümranlığın parçalanmasını meşrulaştırmak demektir.
Bir memleketin “resmî eğitim-öğretim dili” ile “resmî dili” fonksiyonellik açısından özdeştir; tamamıyla ve bire-bir özdeştir. Bu sebeple, resmî eğitim-öğretim dilinin çoğullaşması talebinde bulunmak, hükümranlığın çoğullaşması talebinde bulunmak demektir. Bunun içindir ki, “farklı dil(ler)de eğitim” talebi, saf ve mücerret bir masum talep değildir.
- Anayasanın Türk vatandaşlığı maddesi değiştirilemez.
- Bireysel temel hak ve hürriyetler evrensel standartlara kavuşturularak her vatandaşımızın özgürlük alanları genişletilmeli, vatandaşlarımızın diline, dinine, siyasi ve felsefi inancına bakılmaksızın herkes eşit hak ve hürriyetlere sahip olmalıdır.
Ancak, etnik ve inanç temeline dayalı olarak hak ve özgürlüklerin kolektif olarak kullanımı eşitlik ilkesini ve millet bütünlüğünü bozacağından kabul edilemez.
- İnsan haklarına dayalı, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesinden vazgeçilemez.
Laiklik din düşmanlığı olarak değil, din ve vicdan özgürlüğü şeklinde değerlendirilmelidir. Laiklik ilkesi özgürlük boyutu ile ele alınmalı, din ve devlet işlerinin ayrılığının yanı sıra, din hürriyeti boyutu da anayasa ile korunmalıdır.
Din Kültürü Eğitimi konusunda mevcut anayasadaki düzenleme benimsenmeli, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ” dersinin ilköğretimde ve orta öğretimde zorunlu ders olarak kalması sağlanmalıdır.
İsteğe bağlı din eğitim ve öğretiminin de devletin görevleri arasında olduğu nazara alınmalıdır.
Bu bağlamda, din eğitim ve öğretimi konusunda, ilk ve orta öğretimde belli yoğunluğu aşan talepler söz konusu olduğunda, öğrenci velisinin isteği doğrultusunda verilmesi hususunun Anayasal temele kavuşturulması da uygun olacaktır
· · ·
Anayasaların toplumun bütününü ifade ettiği düşünüldüğünde; sosyal devlet ilkesinin anayasalarda yer almasının kaçınılmaz olduğu açıktır. Sosyal barışın ve sosyal adaletin sağlanması amacıyla devletin ekonomik hayata müdahalesinin meşru olduğu çeşitli anayasalarda çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Sosyal devlet piyasa ekonomisinin ve sanayileşmenin getirdiği gelişmelerle birlikte sosyal sorunların, gelir ve servet eşitsizliğinin arttığı toplumlarda devletin sosyal tedbirler almasını içermektir. Bu sayede milli bütünleşme de sağlanmış olacaktır.
Sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesine yönelik hukuki yöntemler olarak ifade edilen; herkese insan haysiyetine yakışır asgari bir hayat düzeyi sağlamaya yönelik tedbirlerin alınması, vergi adaletinin sağlanması, toplumun ekonomik kaynaklarının, yer altı ve yerüstü zenginliklerimizin ekonomik kalkınmayı sağlayacak biçimde bilimsel ve akılcı olarak, milli çıkarlarımıza uygun olarak değerlendirilmelidir. Yine sosyal hakların korunması ve geliştirilmesi, sosyal adaletin sağlanması, sosyal eşitsizliklerin azaltılması, toplum içinde ekonomik bakımdan güçsüz olanların korunması anayasal bir ilke olarak benimsenmeli ve alt norm niteliğindeki yasa ile güçlendirilmelidir.
Hazırlanacak Anayasa metni, hukuk devleti ilkesine açıkça vurgu yapmalıdır. Hukuk devleti ilkesi gereği yürütmenin hukuka bağlılığı ve yürütme işlemlerinin yargı denetimi altında bulunması mutlak olarak sağlanmalıdır.
- Parlamenter demokrasi, kuvvetler ayrılığı ilkesinden vazgeçilemez.
- Hukukun üstünlüğü en geniş anlamı ile anayasada yer almalıdır.
- Yargı mutlaka bağımsız ve tarafsız hale getirilmeli, hiçbir siyasi partinin arka ya da ön bahçesi olmamalıdır.
(Haber sonraki sayfadan devam ediyor)